Yenilenme surecimizde konu basliklarimiza bir yenisini daha eklemek istedik. “Allah Dostlari”…

Insallah bu mubarek zatlarin hayatlarini inceleyip bizler de kendi hayatlarimiza ilhamlar alalim niyetiyle dustuk yola.

Allah himmetlerini uzerimizden ayirmasin insallah.

Allah dostlari yazilarimizdan ilki icin de Mayis ayi icerisinde olmamiz munasebetiyle Ebu Eyyub el-Ensariyi kaleme alalim istedik. Anadolu topraklarindaki nam-i diger ile “Eyyub Sultan” …

Istanbul’un fethi ile birlikte kabr-i serifi gun yuzune cikmis, Peygamber EFendimiz SAV’i evinde agirlamak ile serefyab olmus bu muhim Zat bizlere Allah ve Peygamber aski ile alakali ne de guzel dersler vermekte…

Buyrun baslayalim.

Ebû Eyyûb el-Ensari Hazretleri

Beni alın götürebildiğiniz kadar ileriye götürün. Hatta imkan varsa surların içine girin ve beni oraya gömün! Biz İstanbul’u fethetmek için geldik, ama bana nasip değil. Ne var ki bir gün Efendimizin bu haberi mutlaka çıkacak ve bu müjdesi mutlaka tahakkuk edecektir. Ben burada gömülü olayım. Yanı başımdan geçen İslam süvarilerinin kılıçlarının, kalkanlarının şakırtılarını işitmek hoşuma gider. Bırakın hiç olmazsa o leventlerin seslerini duyayım.’

Medineli müslümanlardan ve hicret sırasında Hz. Peygamber’i evinde misafir eden sahâbîdir Eyyub Sultan hazretleri…

Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-Ensarî en-Neccârî (r.a.); Ensâr’ın Hazrec kabilesinin Neccâroğulları koluna mensup olup, annesi Zehra binti Sa’d’dır. Abdülmuttalib’in vâlidesi tarafından Rasûlullah’la akraba olan Ebû Eyyûb, ikinci Akabe biatında hazır bulunmuş, Rasûlullah’a iman etmiştir. Medine, müslümanlar için emin bir yer olduktan sonra Mekke’de Rasûlullah (s.a.s.) ile birkaç müslüman kalmıştı. Rasûlullah da hicret yolculuğuna çıkınca bunu haber alan Ebû Eyyûb her gün Medine’ye yakın Hire ad verilen yerde onun yolunu gözlerdi. Nihâyet Rasûlullah görününce bütün Neccar’lıları toplayarak Rasûlullah’ı karşıladı. Bütün müslümanlar Rasûlullah’ı kendi evlerinde misafir etmek istiyordu. Bunun üzerine Rasûlullah devesini serbest bıraktı. Kusva adlı bu deve Ebû Eyyûb’un evinin önünde çöktü. Ebû Eyyûb bu olayı şöyle nakletmiştir: “Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) evimizin alt katına yerleşmişti. Ben de üst kattaki odada idim. Bir gün yukarıdan yere bir miktar su dökülmüştü. Suyun tavandan sızarak Rasûlullah’ın üzerine gelmemesi için suyu bir bez parçası ile kurutmaya çalıştık. Bunun üzerine Rasûlullah’ın yanına inip dedim ki: ‘Ya Rasûlallah, senin bulunduğun bir yerin üstünde bulunmak bize yakışmaz, yukarıdaki odaya teşrif etmez misiniz?’ Rasûlullah o günden sonra üst kata çıktı” (Müslim, Sahih II, 192). Ebû Eyyûb ile zevcesi Ümmi Eyyûb Rasûlullah’ın yemeğini hazırlardı. Bir gün soğanlı bir yemeği Rasûlullah yemeyip, “Onu yiyemedim, çünkü bu yemekte soğan olduğunu gördüm, ben ise soğandan hoşlanmam; fakat siz isterseniz yiyin onu yemekte bir sakınca yoktur” demiş, Ebû Eyyûb da, “Ya Rasûlallah, sizin hoşlanmadığınız şeyden biz de hoşlanmayız” demiştir (M

Rasûlullah, Ensâr ile Muhacirler arasında gerçekleştirdiği “kardeşlik” olayında Ebû Eyyûb’e kardeş olarak Hz. Mus’ab b. Umeyr’i seçmiştir. Ebû Eyyûb’un evinde yedi ay kalan Rasûlullah’a Medine’de mihmandarlık yapan Ebû Eyyûb, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazvelerde Rasûlullah’ın yanında İslâm cihad hareketlerine katılmıştır 

Rasûlullah’ın vefâtından sonra da bütün gazâlarda yer almıştır. Hz. Ali’nin hilâfeti döneminde onunla birlikte Hâricilere karşı savaşmıştır. Hz. Ali’nin Medine’deki kaymakamı olan Ebû Eyyûb’un Halid ve Muhammed adlı iki oğlu, Umre adında bir kızı vardı. Hz. Ali (r.a.) devrinden sonra Muaviye zamanında Mısır’a gitti. Mısır valisi bir akşam namazına geç kalmıştı. O zaman namaz konusunda çok titiz davranan her sahâbî gibi Ebû Eyyûb şöyle demiştir: “Rasulullah’ın, ‘Ümmetim akşam namazını yıldızların gökyüzünü kaplamasına kadar tehir etmedikçe hayır üzeredir, fıtrat üzeredir’ dediğini duymadın mı? ” “Duydum” diyen Ukbe’ye, “O halde neden akşam namazını geciktirdin?” diye sormuş; çok meşgul olduğunu söyleyen Ukbe’ye şöyle demiştir: “Senin bu yaptığını görerek, halkın Rasûlullah da böyle yapardı zehâbına düşmesinden endişe ederim” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 147).

Rasûlullah (s.a.s.) İstanbul’un fethini ashâbına anlatıp, “İstanbul elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335) diye müjdelemiştir. Hicrî 52. yılda Muaviye oğlu Yezid kumandasındaki müslümanlar İstanbul’u kuşattılar. İslâm akîdesinin dünyanın dört bir yanına yayılması husûsunda çok canlı ve diri bir gayrete sahip olan müslümanlar İstanbul’un fethi ve İslâm devletinin sınırlarına dahil olmasını şiddetle arzuluyorlardı. Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârı bu seferin hazırlanması için çok çalışmış ve sefere karşı çıkanlara öğütlerde bulunmuştu. Uzun bir yolculuk yapan Ebû Eyyûb yaşının çok ilerlemesinden dolayı İstanbul’a yaklaştıkları bir sırada hastalanmış, Yezid’e, öldüğü takdirde cenazesinin hemen gömülmeyerek ordunun varacağı en ileri noktaya kadar götürülmesini ve o yerde gömülmesini vasiyyet etmişti. Burada defnedilen Ebû Eyyûb müslümanların İstanbul’da bir sembolüdür. İstanbul, ashab devrinden başlamak üzere defalarca muhâsara edilmiş, nihâyet bu şehri fethetmek 1453 yılında Fatih’e nasip olmuştur. Ebû Eyyûb’un ölüm döşeğinde şu hadisi rivâyet ettiği zikredilir; “Bir insan Cenâb-ı Hakk’a bir ortak koşmaksızın ruhunu teslim ederse, Allah onu cennete koyar.”

Kişiliği, Ahlâkı, Fazileti

Ebû Eyyûb’un fazîlet ve kemâl itibariyle yüksek bir makamı vardı. Rasûlullah’ın eğitiminden geçmiş bir sahâbî olarak onun sünnetine çok önem verir, bir yanlışlık gördüğünde doğrusunu anlatır, hemen sünnetin uygulamasına çalışırdı. İslâm ordusu İstanbul’u kuşattığında hastalanan Ebû Eyyûb, o hâliyle bile Allah Rasûlünden şu hadisi nakletmiştir: “Kostantiniyye surunun dibine sâlih bir kişi gömülecektir.” Umarım ki o kişi ben olayım (İbn Abd Rabbîh, el-Ikdü’l Ferîd, II, 213). Ordu komutanı Yezid Ebû Eyyûb’un tabutunu askerlerin ortasına almış, askerler de çarpışmalarda bu tabutu koruyarak ilerlemişlerdir. İstanbul surlarını korumakta olan Bizans kumandanı bu garib durumu görünce, “Bu nedir?” diye sormuş, Yezid de, “Bu bizim peygamberimizin sahâbisidir. Bize senin ülkende içerilere doğru götürülüp gömülmesini vasiyyet etti. Biz de onun bu isteğini yerine getireceğiz. ” Bizans kumandanı: “Sen ne akılsız adamsın. Sen dönüp gidince biz onu köpeklere yem ederiz.” Yezid: “Eğer onun kabrini açtığınızı veya cesedine birşey yaptığınızı duyacak olursam ben de bütün Suriye’de öldürmedik hıristiyan, yıkmadık kilise bırakırsam bu ölüye ikramıma sebep olan zat-ı Peygamber’i (s.a.s.) inkâr etmiş olayım.” Bunun üzerine kumandan şöyle demiştir: ” Ben onun kabrini elimden geldiğince koruyacağımâ Mesih hakkı için söz veriyorum.” Surların dışında defnedilen Ebû Eyyûb’un kabrinin üzerinde sonradan bir kubbe yapılmış ve bu mübarek adamın kabri müslümanların ve hıristiyanların saygı gösterdikleri bir yer olarak korunmuştur. Ebû Eyyûb el-Ensari hazretleri, Hayber savaşından dönülürken Rasûlullah’ın çadırının çevresinde kendiliğinden bütün gece nöbet tutmuş, Rasûlullah onun için, “Allah’ım, beni koruyarak gecelediği gibi, sen de Ebû Eyyûb’u koru” diye dua etmiştir (İbn İshâk, İbn Hişâm, es-Sire, III 354-355).

Peygamber efendimizden şu hadisi rivâyet etmiştir:

”Müslüman kişinin kardeşi üzerinde yerine getirmesi gereken altı hakkı vardır. Bunlardan birini yapmadığı zaman, altı hakkından birini yerine getirmemiş olur: 1- Ona rastladığında selâm vermesi, 2- Onu yemeğe çağırdığı zaman dâvetine icâbet etmesi, 3- Aksırdığı zaman ona dua etmesi, 4- Hastalandığı zaman ona uğraması, 5- Öldüğü zaman cenazesinde bulunması, 6- Kendisinden nasihat ve yol göstermesini istediği zaman ona yol göstermesi” (Buhâri, el-Edeb, 134).

İstanbul muhasarası sırasında şehid olan Ebû Eyyûb el-Ensârı bugün İstanbul’un Eyüp ilçesindeki Eyüb Sultan Camii avlusunda kabri şerifinde yatmaktadır. Yıllarca müslümanların ziyaret yeri olmuştur; bugün de halk Ebû Eyyûb’un türbesini büyük kalabalıklar halinde ziyaret eder. II. Mahmud, Topkapı Sarayı hazinesindeki Hz. Peygamber’e âit kutsal eşyadan “Kadem-i Şerif”i bu camiye koydurtmuştur . Peki ebu eyyub’un kabri istanbulun fethinden sonra nasıl tesbit edilmiştir? bu husustaki menkıbeyi sizlerle paylaşmadan yazımı bitirmek istemedim.

“İstabul Fethedilmişti. Ebu Eyyub el-Ensari neredeydi. ne kadar sevinmişti Ebu Eyyub. Onu bulmak gerek. Fatih Ebu Eyyubun mezarını bulun diyor. Yetmiş yedi ermiş Hz Ebu Eyyub El Ensari’nin mezarını aramağa başlıyor. Onu bulmak istanbulun manevi fatihlerinden birine nasip oluyor. Akşemseddin Hazretleri… Fatihle beraber surların yakınına geliyor. Keşif ve murakabelerden sonra kabri buluyor. Tayin ettiği yer baş diğeri ayak ucuna olmak üzere kabrini üzerine iki fidan diktikten sonra bu bölgeden ayrılor. Fatih hocası Akşemseddin’e bir latife yapmak ister. Silahtarını çağırır. Ve çöyle der “şu yüzüğümü al Akşemseddin Hazretlerini işaretlediği yerin ortasına göm. Baş ve ayak ucuna Akşemseddin Hazretleri tarafından dikilen iki çınar fidanını da yerlerinden sök yirmi adım kıble tarafına aynı şekilde muntazamca dik. Kimseye görünmeden gizlice dön.”

Silahtar Ağa verilen emri aynen yerine getirir. Ertesi gün Akşemseddin Fatihle birlikte Eyup Eyüp Sultan’ın medfun bulunduğu bölgeye gelir. Akşemseddein günümüzdeki Eyüp türbesinin bulunduğu yere gelip bir gün evvel Eyyup sultanın kabri olarak yere diktiği çınar fidanlarıyla hiç ilgilenmeksizin. Dosdoğru gider. Asasını Ebu eyyub kabrinin tam ortasına diker. Ve fatihin yaptığı değişikliği irdelermiş gibi “işte burası Ebu Eyyub’un kabridir” der. Ve şunu ilave eder. “burada altın bir yüzük görüyorum. Onu da çıkarıverin” Akşemseddin hazretlerinin gösterdiği bu iç içe keramet karşısında fatih ürperir. Akşemsettin fatihi daha da inandırmak ve memnun etmek için iki rekat namaz kıldıktan sonra asasıyla işaretlediği noktayı kazdırır. Derinliği iki metreye varınca bir dört köşe yeşil somaki mermer görünür. O taş kaldırıldığında altında Ebu eyyubun vücudu safran ile boyanmış kefen içinde taptaze belirir. Yeşil taş yine haliyle kapatılıp islam askerileri tevhit ve tezkir ile toprağını doldurur. Yerler değişen çınarların durumu Akşemseddine sorulunca orası da Eyup hazretlerinin yıkandığı mahaldir. Ayak altında kalmasın etrafını çeviriverin, çınarlar da silahtar ağanın hatırası olarak yerlerinde kalsın der.”

Rabbimiz bu mübarek zatlar hatrına bizleri sırat- müstakimden ayırmasın inşallah. Kalbi muhabbetlerimle. 

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here