Hayatımızda her şeyin kendi beynimizle oluşturulduğunu söylesem ne düşünürdünüz? Yani aslında hiçbir şey yok! Yokluktayız ve zihniniz sizi varlık algısıyla donatıyor. Bunu bu şekilde tahayyül etmek sanırım zihni zorlar, fakat yine de pek çok şeyin bizim bakış açımız ve algımızla ilgili olduğunu da bize hatırlatır. İşte tam da bu noktada fikirlerimizin yoğunluğu ve kargaşasıyla yüzleşiyoruz. Düşündüklerimiz, düşünemediklerimiz, fikirlerimiz, algılarımız, yaşanmış tecrübelerimiz, tecrübe etmediklerimiz, tahminlerimiz , hayallerimiz ve dahası… Zihnimiz pek çok şey ile harmanlanırken farkında  olmadan bir huzursuzluk hissi çevreliyor bizi. Tam da bu noktada aklımızdaki her şeyi de bir hizaya sokmamız gerektiğini anlıyoruz. Bakıldığında zekamızın (IQ) , duygusal zekamızın (EQ) ve bilinçaltımızın etkisi altında olan bir mantık aforizmasının içindeyiz. Aslında fiziksel ve metafiziksel olarak yani maddi ve manevi açıdan ‘arınma’ günümüz toplumunun en temel ihtiyaçlarından birihaline geldi. O halde zihinsel arınmaya merhaba diyelim…

 Zihinsel Arınma Nasıl Gerçekleşir?

 Aslında en temelinde bilinçaltı temizliği yatar fakat bunu terapistlerle gerçekleştirmek lazım. Yapamadığımız ya da yapmak istemediğimiz her hangi bir eylemin sebeplerinin bilinçaltına dayanmasından ötürü temizliği ile arınma gerçekleşir ve daha sağlıklı düşünebiliriz. Gerçekten etkili bir yöntemdir. Bunun dışında farklı açılardan arınmayı ele alacak olursak, amaçlarımız, yaşadıklarımız ve tahminlerimiz üzerinden değerlendirebiliriz.

1. Amaçlar

 Öncelikle zihnimizde oluşturduğumuz amaçlarımızdan başlayalım minimalize etmeye. Yapmak istediğimiz  tümamaçlarımızı bir kağıda yazalım ve aralarından sadece iki tanesine odaklanalım. Geri kalanları eleyelim. ‘Odaklanma’ aslında bir başkasından ‘vazgeçme’ ile olur. Ve biz zihnimizibizi sürekli yapacağımıza inandığımız bir dolu amaçla tutsak ediyoruz. Asıl yapmamız gerekli olan o en değerli amacımızı da sırf bu yüzden kaçırıyoruz. Bu sebeple hemen amaçlarınızı bir süzgeçten geçirin ve zihinsel rahatlamayı yaşayın.Odaklanma ile daha verimli olduğunuzu keşfedeceksiniz.

2. Olaylar, Yaşanmışlıklar, Pişmanlıklar

 Can Yücel diyor ya; ‘ Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür’ diye.  Yaşam gerçekten an’dan ibaret. Ve bizler geçmişin varlığıyla ne bugünümüzü ne de yarınlarımızı mahvetmemeliyiz. Her şey bizim bildiğimiz gibi de olmayabilir. Zihnimizde oluşturduklarımızın kıskacındaolabiliriz. Ama şunu unutmayalım, hayat bize öğretiyor! Yeri geliyor kafamıza vura vura, bazen de fazla rahatlıkla. Ama hep öğretiyor. Sen özünü kaybettikçe öğretmeye de devam edecektir. Bu yüzden geçmiş bugünlerimiz için bir öğretmen olmalı. Ah vah ettiğimiz yakındığımız ve bugünümüzü de etkilemesine izin verdiğimiz bir yük olmamalı. O halde zihnimizde bir DEVRİM yapacağız!Aklımıza gelen her kötü olay , söz her ne varsa arınıp tertemiz bir sayfa açacağız ömrümüzde. Hakiki bereket o kanaldan gelecek bizlere. Ve huzur kaçınılmaz olacak.

3.Tahminler

 Hayatımızı farkında olmadan tahminlerimizin kucağına atıyoruz. Ve bu bizi daha iyi yapmıyor kesinlikle. Aksine olmayan ve gerçekleşmeyen tahminlerimizin sonucunu bedeller ile ödemek zorunda kalıyoruz. Hakeza bir başkasının davranışlarına dair de kendi zihnimizin türettiği tahminler (gerçek olmasa bile) bizi karşı taraf ile ilgili yanlış algılamalara kadar sürükleyebiliyor. O yüzden zihinlerimizi azami derecede tahmin etmelerden, ihtimallerden uzak tutup gerçek diyaloglarla ve kanıtlarla kullanmamız gerekiyor. Zihinsel arınmanın en gerekli kısımlarından biri de bu.

 

Zihinsel Arınmanın Bireysel Ve Toplumsal Etkileri

 Bu konuların bireysel ve toplumsal faydalarını düşünecek olursak, bireyin huzuru toplumun huzuru demektir. Ve bu bir aydınlanmadır! Aydın ve modernize edilmiş bir zihinde kendini bu konularda temizleyebilmiş, sadeleşebilmiş bir zihindir. Ki zaten modernizmin içinde, evrenselliği ve akılcılığı bulmak mümkündür.  Aydınlanmanın temelinde yatan sebepte, ideal toplum düzeni olarak ifade edilmektedir. Ve ideal toplum düzeni de bireylerin zihinsel ve bedensel yenilenme süreçleri ile doğru orantılı olacaktır. Şüphesiz.

  Bireyler olarak bizler kendi ruhsal , bedensel, maddesel, çevresel ve daha nice bizi esir eden yüklerimizden kurtulduğumuzda ‘özgürlüğümüze’ ve dahi ‘özgünlüğümüze’ kavuşacağız. Özgün olan bir birey herkesin yaptığını yapmayan, kendi içsel motivasyonu ile üretebilen , vevarlığının hakkını verebilen bir insandır. Bu bireylerin sayısının çoğalması ile toplum,  ister istemez güzelleşmeye , değişmeye ve üretkenliği ile zirvelere ulaşmaya başlar.Minimalizm felsefi açıdan bu yüzden bu kadar değerli ve etkindir.

 

Huzur –Mutluluk İlişkisi

‘’Peki arınmanın , sadeleşmenin ardından huzuru yakalayabildik diyelim. Mutlu olabilecek miyiz?’’ sorusu canlanıyor  zihinlerimizde.

 Bilmemiz gereken bir gerçekte şu ki; huzur sadece mutluluğu barındırmaz , insan üzgünken de huzurlu olabilir. Bu ikisini karıştırmamak lazım. Hayatın tamamen mutluluktan oluşmaması da bir hikmet zaten. Fakat huzur bize kendimizi özümüzü bulmakta yardımcı olan yegane kilitdir. Bu sebeple çok değerlidir.

Huzur , var olan kendimizin gerçeklerine ulaşmaktır aslında. Ve bu hakikati yakalayabilmek için zaten, fazla eşyadan fazla düşünceden fazla olan her ne varsa onlardan sıyrılmak istiyoruz. Sadeleşmenin kökeni de bu aslında. Bizler fazlalıktan kendimizi göremez hale gelmişiz. Ve kendini görememe, huzursuzluğun başlıca sebebidir. Kendimizi eşyalarla ve sözlerle kandırmayı bıraktığımız an zaten biz olacağız. Ve BİZ olmak; özü , samimiyeti, kardeşliği, Hakk’ı ve adaleti getirecektir. Eminim…

Huzurlu , sade ve mutlu ömürler…

SEVDE ÖNER

Paylaş
Önceki İçerikMUTLULUĞUN PEŞİNDE: KİŞİSEL GELİŞİME FARKLI BİR BAKIŞ
Sonraki İçerikMENSTRÜASYON DÖNEMİ VE BESLENME
mm
Adım Sevde , 1990 Aralık ayında İzmir’de doğdum. İlk, orta ve lise öğretimimi İzmir’de tamamladıktan sonra Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünde tamamlandım. Lise ve üniversite hayatımda küçük dergilerde ve kendi bloğumda yazılar paylaştım. Daha sonra özel bir hastanede yabancı hasta biriminde kısa süreli çalıştım. Ardından kendimi ‘’Yaşam koçluğu ve bireysel farkındalık’’ alanında eğitim alırken buldum. Bunun öncesinde yazarlık, medya ve liderlik konularına dair eğitimler aldım. Sosyolojiyi gazeteci olmak için okuyan ben, kısa süreli bir stajın ardından o işin bana uygun olmadığını anladım. Anlayacağınız üzere, yazmaktan , okumaktan, çizmekten ve tasarımdan inanılmaz keyif alıyorum. Tezhibe, ve görsel sanatlara da apayrı bir ilgim var. Ayrıca bir Halil Cibran ve Cemil Meriç hayranı olmanın yanında şairlik hususunda Ahmed Arif sevenlerdenim…

1 Yorum

  1. Aslında her şey beynimizin içinde oluyor düşüncesi doğru değil. Benliğin dışında ondan sonsuz büyüklükte eksternal bir dünya var. Sadece algılar farklı lakin gerçeklik somut ve hareketsiz bir şekilde duruyor.

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here