Hayatım boyunca kişisel gelişim kitaplarına mesafeli durdum. Özellikle Batı kültürü ile olan farklılıklarımız düşünülünce herhangi Batılı bir yazarın yazdığı kişisel gelişim kitabının bana faydalı olabileceğine asla inanmadım. Kodlarımız farklıydı çünkü.

Ancak gözden kaçırdığım iki husus olduğunu geçtiğimiz 2 yıl içinde farkettim. Yaklaşık iki yıldır kişisel gelişim adı altında toplanabilecek, birbirinden farklı kültürlerden yazarların yazdığı kitapları okuyorum.  Gözden kaçırdığım birinci husus hangi kültürden olursa olsun erdemlerin, peşinden koştuğumuz mutluluğun ve nitelikli bir yaşamın tüm dünyada ve kültürlerde ortak olduğu gerçeğiydi. İkinci husus ise kendi süzgecimizden geçirmek kaydıyla her metinden, öğretiden ve yaklaşımdan bir şeyler öğrenmenin mümkün olduğuydu. Kendi değerlerine sıkı sıkı tutunan açık görüşlü bir insan ne okursa okusun, o metni de kendi boyası ile boyayacak ve faydalanacağı bir şeyler bulacaktır.

Bu yazımda size okumuş olduğum kitaplardan neler öğrendiğimden ve bana nasıl faydalı olduklarından bahsedeceğim.

  1. IKIGAI

“İnsan karşılaştığı her türlü koşulda tavrını, kendi yolunu seçebilirdi. Bu özgürlük insandan alınmayacak tek özgürlüktü.”

“Yaşadığınız hayat, en az uzun ömürlü olmak kadar, hatta belki de ondan çok daha önemlidir.”

“Varoluşsal öfke, hayatımız amaçsız kaldığında ya da o amaç çarpıtıldığında ortaya çıkar.”

 Temel Japon kültürünü ele alan bir araştırma kitabı Ikigai. Yazarları Japon değil, ancak Japonya’nın uzun yıllar yaşayan asırlık insanlarının örnek hayatlarından yaptıkları çıkarımları bizlerle paylaşıyorlar bu kitapta. Ikigai (ikigay diye okunuyor) insanın yaşam amacı demek. Kendi ikigainizi bulduktan sonra hayatınızı o amaca göre şekillendirmek sizin ömrünüzü uzatan en temel sebep olarak sunulmuş bu kitapta.

Bu kitaptan öğrendiğim şey ise benim için çok çarpıcı oldu. Benim zaten bir ikigaim varmış bu hayatta. Ancak yeteri kadar bilincinde olmayarak yaşamışım bu güne kadar. Bu amacı hayatımın her alanına yayma konusunda yeterli olamamış, sadece hayatımın belli bir bölümüne hapsetmişim. Şimdi ikigaimi bulduğuma göre artık hayatımın her alanına bunu yayma vakti. Bu farkındalık özellikle zor günler geçirdiğim dönemlerde bana çok yardımcı oldu.

  1. HYGGE

“Hygge eşyalardan ziyade ortam ve deneyimle, sevdiğimiz insanlarla birlikte olmakla ilgilidir. Evde olma hissidir”

“Hygge hem fiil hem de sıfat halinde gelir, bir şey hyggelig yani hygge’msi olabilir.”

“Dilimiz dünyamızı yansıtır… Sözcüklerimiz ve dilimiz geleceğe yönelik umutlarımızı ve hayallerimizi biçimlendirir, geleceğe yönelik hayallerimiz de bugün nasıl hareket ettiğimizi belirler.”

“Hyyge kendinize karşı cömert davranmaktır.”

Hayatta dostluğun, ailenin, küçük mutlulukların, yuva kavramının her şeyden daha değerli olduğunu hep duymuşuz, düşünmüşüz ve buna inanmışızdır. Ancak her nedense bunu romantize ederek sadece kavramlara, düşüncelere hapsetmişizdir çoğu zaman. Hayatımızda bu kavramların bir pratiği yoktur. Misafir geleceği zaman telaşlanır, arkadaşlarımıza tamamen güvenemeyiz, evimizde kendi başımıza kaldığımızda bunu yalnızlık olarak adlandırırız. Halbuki Danimarka kültüründe birebir pratik halinde olan, günlük hayatlarının ve hatta kullandıkları dilin merkezinde olan Hyyge (Hüga olarak okunuyor) anlayışı Danimarka toplumuna güven, huzur ve sadakat ortamı oluşturuyor. Etrafımızı saran maddi dünyanın kendi içimize, ailevi ve toplumsal hayatımıza nasıl huzur olarak katkı sağlayabileceğini bu kitaptan öğrenebilirsiniz.

Ben bu kitabı okuduktan sonra arkadaşlarıma belirli aralıklarla Hygge buluşmaları yapmayı önerdim. Kendimle başbaşa kaldığımda da bunu yalnızlık olarak değil, hyggelig bir an olarak değerlendirmeyi öğrendim.

  1. FARKINDALIĞIN MUCİZESİ (THE MIRACLE OF MINDFULNESS)

“Eğer kendimizi kontrol edemez isek, öfkemizin ve sabırsızlığımızın olaylara etki etmesine izin veriyorsak; yaptığımız işin hiçbir önemi kalmamıştır.”

” Ne zaman zihnin dağılırsa, toparlanmak ve tekrar odaklanmak için nefesini bir araç olarak kullan.”

“Nefesimiz zihnimiz ile bedenimiz arasında bir köprüdür. Zihin ve beden nefes ile birbirine tutunur ve bir bütün haline gelir.”

Vietnamlı  Budist bir rahip  olan Thich Nhat Hanh’ın budistlere bir nevi öğreti olarak yazdığı mektuptur. Budistlerde önemli bir rituel olan meditasyon, nefese ve vücuda konsantre olma ve bunları geliştirme amacıyla yapılması gereken aşamalı egzersizleri anlatan, bunun haricinde zihnin sürekli farkındalık halinde olması ve daima kontrol halinde olup olumsuz duygularımıza hükmetme haline geçişi ifade eden bir kitap.

Bu kitabı okurken meditasyon yolu ile odaklanma egzersizleri oldukça ilgimi çekti. Dinimizde namaz kılarken odaklanmak gerektiğini, aklımızdan içimizden dünyevi herhangi bir düşünce geçmemesi gerektiği bizlere hep öğretildi. Ancak bizlere öğretilmeyen şey; böyle bir odaklanma özellikle günümüz dünyasında mümkün müdür, mümkünse nasıl sağlanır, herkes böyle bir odaklanma yaşayabilir mi sorularının cevapları oldu. Bu kitabı okurken kendi dini rituelimi, ibadetimi nasıl daha kaliteli hale getirebileceğimi öğrendim. Meditasyona da malesef hep uzak kaldık. Bizim meditasyonumuz namazımız dedik. Ancak neredeyse hiçbir zaman meditasyon kalitesinde odaklanmış bir namaz kılamadık belki de. Eğer budizmde yer alan meditasyon alıştırmaları benim konstantre olma becerimi geliştirecek ise ve ben bu alıştırmaları yaptıkça çok daha nitelikli bir namaz kılacaksam, neden kendimi bundan mahrum bırakayım? Bu anlamda farklı düşünce ve pratiklere, kendi süzgecimden geçirmek kaydıyla, çok daha açık hale geldim. Yukarıdaki alıntılara baktığınızda sizin de aklınıza kendi inancımızın temel dinamikleri gelmiyor mu? Mesela son alıntıdaki cümleleri okuyunca kitabın yanına aldığım not Allah-u Teala’nın Hz. Adem’e kendi ruhundan üflemesi oldu. Bunun gibi verebileceğim onlarca alıntı ve örnek var…

  1. HUZURLU OLMAK İSTİYORSANIZ UFAK TEFEK ŞEYLERİ DERT ETMEYİN

“Elimizde olanla mutlu olup şükredeceğimize, nelerin yanlış olduğuna ve bunları nasıl düzeltebileceğimize odaklanıyoruz.”

“Yargınız işin içinde değilse, herşey güzeldir.”

“Daha huzurlu olabilmek için kullanabileceğiniz son derece güçlü bir teknik, olumsuz ve kuşku dolu düşüncelerin ne çabuk kontrolden çıkabildiğini fark etmektir.”

“Hayata bakış açımızı, merhamet kapasitemizi artırmak kadar geliştiren başka bir şey yoktur.”

Gayet uzun bir ismi olan bu kitabın başlığını okumak bile, size de elinize alıp devamını getirme hissi vermiyor mu? Tam olarak 100 madde ile hayatımızda kafaya taktığımız şeylerle nasıl başa çıkabileceğimizi anlatıyor bu cep boy kitap. Kabul ediyorum, sonlara doğru sanki aynı maddeleri tekrar okuyor gibi oluyorsunuz ama genel olarak farkında bile olmadan hayattaki minicik şeylerin nasıl canımızı sıktığını görüyoruz bu kitapta. Bana en büyük faydası, küçük şeyleri çok büyüttüğüm konusunda bende farkındalık oluşturmasıydı. Yazarın kendi hayatından verdiği örnekler kitabı okuması keyifli hale getirmiş. Her bir madde için siz de kendi hayatınızdan birer örnek yazarak artık o yazdığınız şeylere canınızı sıkmamayı öğrenebilirsiniz.

  1. BAĞIRMAYAN ANNE-BABA OLMAK

“Çocuklarımız üzerinde etki bırakmak istiyorsak, önce kendi üzerimizdeki kontrolümüzü yeniden kazanmalıyız.”

Çocuklarımızın herhangi bir davranışına bağırarak karşılık verdiğimiz zaman, onlara bizi sakinleştirmeleri için yalvarmış oluruz”

“(Çocuklarımız) kendi seçimlerini yapmakta özgür olmadıkça seçimler ve sonuçları arasındaki ilişkiyi öğrenemezler.”

“Çocuklarınızın kendi kendilerine yeten yetişkinler olmasını istiyorsanız, bunu onlar için yapamayacağınız gerçeğini kabullenmelisiniz.”

Bu kitabı yakın bir arkadaşım bana tavsiye etti. İlk aklıma gelen “Ben zaten bağırmıyorum ki” oldu. Ama aslında bu kitapta bağırmak kelimesinin anlamı genişletilmiş. Çocukları ile hiçbir şekilde problem yaşamayan anne-babalar olduğunu sanmıyorum. Problem yaşayan her anne-babanın ise okuması gereken bir kitap. Öncelikle bu kitabı yazan kişi bir erkek, bir baba. Bu açıdan farklı bir bakış açısı görme ve bu kitabı eşlerinize de okutma ihtimaliniz var. Bunun dışında, sadece çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiğinden bahsetmiyor. Çocuklarımıza karşı kendimizi nasıl koruyabileceğimizi de anlatıyor. Onların her dediğini yapan veya tam tersi onlar için tamamen disiplin figürü olmaktan çıkıp; en doğal halimizle anne-baba olmayı görüyoruz bu kitapta. Unutmayın, evlatlarımıza karşı bile kendi nefsimizin hakkını korumalıyız. Aksi takdirde ne onlara ne kendimize bir faydamız dokunmayabilir.

Tüm bu kitaplardan çok kısa bir şekilde bahsetmeye çalıştım. Ancak benim burada sözünü ettiğimin çok daha ötesinde fayda gördüm. Siz de bu kitaplardan sevdiklerinizi kendi bakış açınızla okuduğunuzda çok farklı dokunuşlar hissedeceksiniz.

Şu anda Gretchen Rubin’in The Happiness Project, yani Mutluluk Projesi kitabını okuyorum. Bu kitaptan bir alıntı ile yazıma son vermek istiyorum.

“Zaman hızla geçiyor ve ben asıl önemli olan şeyler üzerine yeteri kadar odaklanamıyorum”

Paylaş
Önceki İçerikGELSİN BUZLU YAZ KAHVELERİ…
Sonraki İçerikMinimalizm Üzerinden Huzur Dersleri-2
mm
Yasemin Topuz. İzmirliyim. Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. 10 yıl boyunca İngilizce öğretmenliği yaptım. Aynı zamanda İngiliz Dili Eğitimi yüksek lisans öğrencisiyim. Yaklaşık iki yıldır nitelikli kahve ve 3.dalga kahve akımı ve mekânları ile ilgiliyim. Halihazırda kahve başta olmak üzere birçok farklı alanda metin yazarlığı ve içerik üretimi yapıyorum. Hayatımın farklı dönemlerinde farklı alanlara ilgi duydum hep. Spor, sanat, edebiyat, seyahat, fotoğrafçılık ve kahve. Tüm bunların hepsinden bahsettiğim bir blog da var. Lavanta blogdaki yazılarımda ise yine hayata dair her şeye dokunacağım. Keyifli okumalar..

1 Yorum

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here