Avrupa’nın Kudüs’ü; Saraybosna…

Şehirlerin ruhu, maneviyatı, kaderleri vardır tarihten devşirip bugüne taşıdıkları. Akıp giden zaman, insan siluetleri, binaları, ezan veya çan sesleri adeta dile gelir, anlatır şehirlerin geçmişlerini, köklerini…

Bazı şehirler, havasını soludukça sokaklarında dolaştıkça kendi içine alır insanı, kendi dünyasında yoğurur, manevi alemine bir dokunuşla binlerce iz bırakır.

Saraybosna, Sarajevo, Saray Ovası böyle bir şehir… İnsanın, kendini ona bıraktığı ve bu coğrafyayı dinlemeyi becerebildiği ölçüde, insanı “insan” kılan, ruhundaki yaraları onaran bir şehr-i mübarektir.

Adeta modern dünyanın hızına, kaosuna bir isyan, bir başkaldırı hissi verircesine durur zaman Bosna’da. Yaşayan bilir gün kırk sekiz saattir saray ovasında. Taksiciden, tacirden, sokakta çocuğun elini tutan anneden, garsondan sıkça işittiğin ve belki de geri döndüğünde ruhuna işlemişçesine hatırında kalan en olgun kelimedir “polako polako” (yavaş yavaş). Şehrin makûs kaderinden günümüze kalan bir yadigârdır pekiştirme… Boşnak bir dostumuz dost meclisinde şöyle anlatır bu iki kelimenin ardını; “kapitalizmden sosyalizme hızlı geçişte yaşanan travmanın etkisiyle birbirlerine sakinliği, yavaş olmayı telkin eden bir halkın bugüne kadar taşıdığı bir yadigar…” Bu yavaşlık mıdır insana bu denli huzur sukünet veren, yoksa tarihi dokunun ihtişamıdır bilinmez bu şehir insanı modern dünyanın bunalımından çıkarıp kendi huzurunda dinlendirir. Başçarşı da içilen su, bedene bir şifa; Moriça Han’da muhabbet eşliğinde yudumlanan kahve ruha bir nefes olur adeta.

 

Acının vücut bulmuş halidir şehr-i Saraybosna… İnsan simasından, binalardaki mermi deliklerinden, sokaklara sinen savaş kokusundan okunur bu acı dilini bilene. Yüreklerde saklanan hikâyeler, verilen nefesle havaya kavuşurcasına, insan bu şehirde hüznü solur umutla birlikte… Bu hüzün o kadar derindir ki kalbin zekâtını verdirir insana. (“her şeyin zekatı vardır; kalbin zekatı ise uzun uzun hüzünlenmektir” (Fudayl Bin İyaz))

 

Bosna’nın aşkla yoğrulmuş hüznünü Sevdalinka şarkılarında bulursunuz. Sevda, sevip de kavuşamamaktır. Bunu da Bosna’da bulursunuz, sevdalinkalarla yaşarsınız der şair. Mermi izleriyle dolu bir sokaktan ulaştığın Kuća Sevdaha’nın (Sevda Evi) serin avlusunda Sevdalinka şarkıları dinlerken anlaşılır bu şehrin sevdaları, tarihi, acısı, umudu, hasreti… Ömer Pobriç’in deyimiyle “’Sevdah’ Boşnakların hayat tarzı, sevdalinka ise Boşnakların yaşantılarının tarihî kâtibidir.” Bu sebepledir ki, “Sevdalinka, yan masadaki üç insanın yüksek sesle söyledikleri fakat senin duyamadığın şarkıdır!” (Abdullah SIDRAN)

Duymak için yüreğini aç!

Aşık ol, acı duy, sokaklarını, havasını solu!

Tarihinde buluş, dertleş, dertdaş ol!

Sarajevo’nun seni insan kılmasına izin ver ki Bosna olsun…

 

 

 

2 Yorum

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here