1. Bir Mikro Tarih Örneği Olarak “Snijeg-Kar” Filmi

Aide Begic yönetmenliğinde 2008 yapımı “Snijeg-Kar” filmi, Sırp katliamı sonrasında 1997’de Bosna’da yaşanan acıları, verilen mücadeleyi bir köy üzerinden anlatır izleyenlere. Film, erkek olarak sadece imamın kaldığı bir köyde eşlerini kaybetmiş kadınların, çocukların hikâyesidir aslında.

 61. Cannes film festivalinde ödül alan film, içerdiği metaforlar, anlam derinliği açısından zaman kavramını, sistem eleştirisini, savaş sonrası kadın-çocuk psikolojisini, fizik ve metafizik âlemini ele alış biçimi yönünden önemli bir yere sahiptir.

  

Kar filmi bir köyün hikayesini yedi bölüme, yedi güne sığdırmıştır. Film cuma vakti sabah ezanı ile başlayıp; ertesi cuma kabristan teması öne çıkarılarak sona erer. Filmi bir hafta üzerine inşa eden Begic, modern zamana karşı İslam’ın zaman mefhumunu ortaya koymaya çalışmıştır. Bunu en iyi ifade edenlerden biri olan Ahmet Haşim, yabancı saatin hayatımıza girmesi ve tesiri üzerine yazdığı “Müslüman Saati” adlı yazısında şöyle özetler;

“Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de “saat”lerimiz ve “gün”lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder.[i]

Film, adeta bunu ortaya koymak istercesine, Müslümanların mübarek kabul ettiği Cuma günü, sabahın en bakir zamanında yükselen ezan sesiyle başlar. Filmin ana karakteri Alma ezanla birlikte sabah namazına kalkar, izlerken bile insanda ürperti oluşturan Bosna soğuğunda dışarda abdest alır ve koşarak namaza durmuş cemaate yetişir. Bu durum köydeki erkek nüfusunun yok olmasına vurgu yaparak kadın cemaatin, camii de her zaman var olduğunu hatırlatır izleyiciye. Müslümanın, zamanını namaz vakitleri üzerine kurguladığı ve planladığı anlayışı filmde her yeni günde öne çıkarılır ve namaza, ezana ve tesettüre vurgu yapılır.

Filmde zaman kavramı, modern zamanın öğretisine karşı olarak yekpare bir bütünlükte sunulur; geçmişin acıları, geleceğin hayalleri ve yaşanan zamana etkileri iç içe verilir. Sabah ezanı yani doğumla başlayan hayatın kabristanda yani ölümle son bulması da zamanın izafi olduğu, insan hayatında olan her melekenin insan ömrüyle ortak açıklandığı, insan ömrünün bir günle bile eşitlenebileceği veya bir hafta kadar kısa bir süreci kapsayabileceği ortaya konulmaktadır.

Filmde kilim metaforu üzerinden fiziki zamanla uhrevi alem arasında bağ kurulup ahiret inancı öne çıkarılmaktadır. Yaşlı bir kadın film boyunca köyde bulduğu her şeyden, etek ucundan, bez çantasında, eşarp parçasından kendine bir kilim dokumaktadır. Bu kilim filmin sonunda karşı kıyıya, mağaraya, geçmek için bir geçit olacaktır. Begic’in belirttiği üzere “kadının kilimi dokurken kullandığı malzemeler, bu dünyaya ait somut malzemeler”dir.[ii] Bu metaforla bu dünyada lütfedilen nimetlerle kendi kilimimizi dokuyup, ahiret alemine taşıyıp Sırat köprüsünden bizi cennete götürebileceği ortaya konulmaktadır. Bu şekilde bu dünyadaki zamanın nasıl kullanılabileceği gösterilerek uhrevi ailemle bir bağ kurulmaktadır. Bu ilişkilendirme ve zaman mefhumunun yorumu, filmin başında Alma’nın sabah namazına yetiştiğinde okunan sureyle bize hatırlatılır: İmamın okuduğu sure asra, zamana, güne yemin edilen “Asr suresidir.”

Eşlerini, yakınlarını, evlatlarını savaşta kaybetmiş tek başlarına kalan kadınların hayat mücadelesini anlatan filmde onlara verilecek en güzel tavsiye “sabır”dı. Kurtuluşunun ancak sabırla olacağını müjdeleyen Asr suresinden, köyün imamının Kuran okuduğu sahneye geçiş yapılabilir. İmamın okuduğu ayetler, Bakara Suresi 151’in sonundan başlayıp, 154. Ayette son bulur. Burada geçen ayetler sevdiklerini kaybedenlere bir teselli, tavsiye niteliğindedir:

“Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin. Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara, 152-154)

 

Filmdeki kadınlar sabır ve şükrü, çalışarak ortaya koymaktadır. İsyan ve şikayet yerine; kilim dokuyup, turşu ve reçel yaparak geçimlerini sağlamaya çalışmaktadır. Bu durum her şeyin hızlıca tüketildiği bir topluma karşı emeğin üretimin kendi kendine yetebilmenin önemini ortaya koymaktadır. Reçel yapımı için köydeki kadınları örgütleyen Alma, aslında çalışarak acılarını unutmaya, dindirmeye, hayata tutunmaya çalışmaktadır. Bir gün kamyon sürücüsü Hamza’nın reçel kavanozlarına çarpması ile başka bir boyut kazanır mesele… Satış yapmak için tezgâhta bekleyen Alma ve diğer bir kadını arabasına alan Hamza’ya “malları ihraç etmenin bir yolunu bulsalar iyi olacağını, ilgilenip ilgilenmeyeceğini sorar?” Alma. Hamza da bütün stoku gelip alacağına söz verir.

Filmin ilerleyen kısımlarında Alma’nın bu ihracat işini vefat eden eşi Faruk’un bir hayali olduğu ortaya çıkar. Bu durum bu insanların kaybettikleriyle daima birlikte yaşadıkları, onların hayalleri hatıraları ile ayakta durduklarını ortaya koyar. Çocuklarını kaybeden annenin her daim baktığı çerçeveli fotoğraf, jilet kullandığı için kadının çocuğa “bu hatıra, anlıyor musun” diye sertçe çıkışı, Alma’nın hatıralarla, fotoğraflarla dolu kutuyu bulunca gözyaşlarına boğulması, insanları hayata bağlayan en önemli unsuru geçmiş olduğunu oraya koyup, geçmişle kopamamayı gösterir.

Bu acı hikâyenin içinde kendine her daim yer bulan “umut”, filmde tekrar tekrar gösterilerek Bosna’ya özgü bir hayat biçimi olduğu ortaya koyulur. Umut, Leyla’nın her daim babasının geleceğine dair inancında vücut bulur. Leyla’nın Alma’nın bulduğu gözlüğü babasınınkine benzetince yaşadığı heyecan, rüyasında babasının köye döndüğünü görmesi, köye gelen Sırp, köyden birini savaşta kurtardığını söyleyince koşup “Ömer Hodzic, onu tanıyor musunuz” diye haykırması, hep bir umut kırıntısıdır.

Umut, annesiz babasız kalan üç çocuk üzerinden ortaya koyulur. Filmin giriş sahnesinde kadınların çocukları eğlendirmek için taklit yaptığı oyunda, taklit edilenler ölen eşler, babalardır. Bu çocukların acıları, şahit olduğu olay sebebiyle konuşamayan fiziksel ve ruhsal travmanın etkisiyle sürekli saçı uzatan Ali karakteri üzerinden ortaya koyulur. Her şeye rağmen umut filmin sonunda basket oynayan, su kenarında şarkı söyleyen çocuklarla resmedilir.

Kar metaforu bir küçük kızın elinde beyaz unu kar olarak hayal etmesi ve başka bir çocuğun kar kraliçesi şarkısında kendini gösterir. Köyü satmaları için köylüleri ikna etmeye gelen Sırp, “kışın kar yağdığında burada ne yapacaksınız” der. Araba bozulup fırtına çıkıp kar yağınca köyde kalan Sırp’ın gizlediği hakikat ortaya çıkar. Kar zorluk sıkıntı sebebi olarak düşünülürken üstü kapalı hakikatlerin ortaya çıkışına vesile olan bir rahmet olarak ortaya konulup, sizin şer bildiğinizde hayır vardır” ayetine de atıfta bulunulur. Bu noktada bembeyaz bir güzellikle her şeyin üzerini örten, çirkinliği ortadan kaldıran karın, altında yemyeşil, tertemiz bir baharı büyüttüğünü ve bunu gün yüzüne çıkaran hakikat güneşi olduğunu unutmamak gerekir. Nihayetinde filmde kar, bir umut tesellisi, bir çocuğun hayalinin gerçekleşmesi olarak da kendini gösterir.

Özelde Kar filmi mikro tarih anlayışının beyaz perdedeki yansımasıdır. 1970-80’lerde liderlerin, kazananların, önde olanların hikâyesinin anlatıldığı tarih anlayışı (makro-tarih) eleştirilip; tarihin sessiz şahitleri, dışlanan, sömürülen, alt tabakadan olan insanların hikâyesinin anlatıldığı mikro-tarih çalışmaları önem kazanmaya başlamıştır. Sosyo-ekonomik bir yaklaşımdan ziyade gündelik hayatın sosyal olayları ele alan bu yaklaşım, geçmişte yaşamış insanların hayatını tüm yönüyle ortaya koymak içinde derinlemesine araştırmalar yapmaya başlamıştır. Kar filmi de “büyük meseleleri” siyasi ekonomik askeri kaygıları bir kenara bırakıp; Bosna savaşı ardından eşlerini kaybetmiş bir avuç kadının hikayesini ele alarak kıyıda köşede kalmış sessiz insanların yaşantısını tüm yalınlığıyla ortaya koymaya çalışmıştır.

 

[i] https://ahmethasim.wordpress.com/2009/06/26/musluman-saati/

[ii] http://kanatritimleri.blogspot.com.tr/2008/12/kk-bosnann-ryalar-aida-begile-sylei.html

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here