(1920 & 1930)

 

Sevgili Lavanta okurları,

Herkese merhabalar. Vintage yazılarımıza moda serisi ile kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu yazımızda 1920 ve 1930 ları inceleyeceğiz birlikte. Vintage konusuna giriş yaptığım ‘’Mazi Kalbimde Yara Değil Sevda’’ yazısında en son bahsettiğim gibi ; kendinizi retro esintili kafelerde, duvarda yeşilçam posterleri varken, plakta Ajda Pekkan’ın eskileri çalarken (ki gerçekten bu tarz bir mekanda okursanız yazılarımı daha bir havaya girebilirsiniz) okuyabileceğiniz bir yazı ile karşınızdayım… Başlıktan da anlayacağınız üzere vintage kavramının  yıllarla beraber oluşturduğu şarkıyı dinleyeceğiz…  Çünkü bu bir bestedir. Melodidir. Şarkıdır…  Ve dahi dinlerken sesini açmayı unutmayınız.

 

Bakınız 1920 ler nasılda şıkır şıkır geliyor karşımıza. Moda tarihinin en şık dönemlerinden biri.  Bu döneme dair ilk izlenimlerim Baz Luhrmann’ın yönettiği ‘Great Gatsby’ filmidir. Başrollerinde Leonardo Dicaprio, Carey Mulligan ve Tobey Maguire oynuyor. Filmi izleyenleriniz zaten şıkır şıkır derken ne demek istediğimi hemen anlamışlardır.

20’ler ihtişam zamanları, elbiselerden ayakkabılara aksesuarlara kadar hep bir parıltı ön planda. İhtişam deyince aklımıza elbette kürkler ve otrişlerde geliyordur. Günümüz kıyafetlerinde de ön planda olmaya başlayan püsküller 20’ler tarzının önemli kısımlarından. Saçlara bakıldığında ise hep bir kısalık ve kahküller göz önünde oluyor. Geometrik kısa saç kesimlerini büyük taşlar ve tüylerle hazırlanmış ihtişamlı saç aksesuarları süslüyor. Yani gözle görülen bir parlaklık ve ihtişam var bu dönemde. İnciler, pırlantalar fazlaca göz alıcı taşlar çok var.

 

 

Benim gözlemlediğim kadarıyla 20’ler modası günümüzle ciddi manada bir kaynaşma halinde. Yeni trend gelinlik kolleksiyonların da hep o dönemin ayrıntılarını görmek mümkün. Bunun yanı sıra 20’lerde oluşan Art Deco akımının modaya yansıyan yüzü geometrik desenler oldu.  Tüm elbiseyi saran bu geometrik desenlerden artık hemen hemen her markada bulabilirsiniz. Yani vintage esintinin günümüze yansıdığı ve ön planda olduğu bir dönemdir 20’ler. Ve bu esintilerden faydalanarak retro bir görünüm elde ediyor yeni markalar…

 

Gel gelelim 1930’lara…

1929 krizinden sonra yaşanan sıkıntılar modayı da etkilemiştir ve sadelik ön plana çıkmaya başlamıştır. Kriz dönemi modası aslında kadını abartıdan uzak ama kadınsı göstermiştir. Kadınlar bu dönemde elbise kalıplarıyla beden çizgilerini ortaya çıkarmışlardır. Bu dönemde pililer, kürkler ve 20’lerin o parlak stili , abartısız elegant 30’lar stili ile yer değiştirdi.

Bu dönemde uzun boylu görünmek önemliydi ve tüm terzilik hileleri daha uzun gösterilmek için seferberdi.  Yanık ciltler, plajlar ve spor yapmak çok modaydı. Kadınların jartiyerli çorapları vardır ve etek boyları uzamıştır. Zaten etek boylarındaki kısalık 1960’lara kadar modayı terk etmiştir. Sırt dekoltesi ön plana geçmiştir ve kalem gibi kaşlar trend olmuştur.

Aklıma kalem gibi kaşlar deyince nedense şarkılarını çok beğendiğim Fransız şarkıcı Edith Piaf geldi.  Modanın dönemlere yansıyış şekli ve akılda kalan isimler işte…  Saçlara bakılacak olursa ise, kısa bukle saçların üzerine cloche şapkalar takılıyordu. Omuzsuz (straprez) gece elbiseleri ve sırtlarda çaprazlar oluşturan modeller dönemin elbiselerinde en çok kullanılan unsurlardandı.

 

 

 

1930 kadını , uzun etekli, kloş kenarlı fötr şapkası ile yalın bir figür çizerken , gece kıyafetlerinde has ipekten vücüdunu saran verev kesimli giysileri giymişlerdir. Elbette ki filmlerde bu dönem kıyafetleri kullanılmış ve Türkiye’de  bu yenilikten etkilenmiştir o dönemde. Modaya yön verme eylemi aristokratlardan film yıldızlarına geçtiği için dünyaya da yayılmıştır. Dönemin moda ikonu Vivien Leight olmuştur. Ve moda derinlemesine kendini hissettirmiştir…

 

Hala bu dönemlerin izlerini taşıyan objeler, kesimler, aksesuarlar ve tavırlar kullanılmaktayken buna zamanın vintage ile bestesi değil de ne deriz? Her dönemin kendi içerisindeki çizgileri ve diğer bir döneme geçiş zamanları oldukça etkileyici olmuştur. Şimdilik bu iki dönemi size anlattım, bunun ardından 40’lar 50’ler vs.. gelecek. Fakat şunu bilmeliyiz ki bazı olaylar ve dünyada yaşanılanlar modayı da ister istemez etkilemektedir. Bunu 40’lar da savaş kadınlarının her şeye rağmen oluşturduğu ama yine de etkilendiği moda ile daha net göreceğiz.

 

 

Fakat ne yaşanırsa yaşansın, moda ölümsüzdür. Ve kendine hep bir şeyler katarak ilerler. Yeri gelir vefa bestesi ile geçmişe döner. Ama hep ekleyerek güzelleşerek ilerler. İşte bu yüzdendir vintage sevgim. Bana vefayı ve yaşanmışlığın güzelliklerini gösterebildiği için… Diğer yazılarda görüşmek dileği ile… Sevgiyle kalın…

 

 

 

Paylaş
Önceki İçerikPsikolojiyi Tanıyalım
Sonraki İçerikSAVAŞI MUTFAKTAN OKUMAK
mm
Adım Sevde , 1990 Aralık ayında İzmir’de doğdum. İlk, orta ve lise öğretimimi İzmir’de tamamladıktan sonra Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünde tamamlandım. Lise ve üniversite hayatımda küçük dergilerde ve kendi bloğumda yazılar paylaştım. Daha sonra özel bir hastanede yabancı hasta biriminde kısa süreli çalıştım. Ardından kendimi ‘’Yaşam koçluğu ve bireysel farkındalık’’ alanında eğitim alırken buldum. Bunun öncesinde yazarlık, medya ve liderlik konularına dair eğitimler aldım. Sosyolojiyi gazeteci olmak için okuyan ben, kısa süreli bir stajın ardından o işin bana uygun olmadığını anladım. Anlayacağınız üzere, yazmaktan , okumaktan, çizmekten ve tasarımdan inanılmaz keyif alıyorum. Tezhibe, ve görsel sanatlara da apayrı bir ilgim var. Ayrıca bir Halil Cibran ve Cemil Meriç hayranı olmanın yanında şairlik hususunda Ahmed Arif sevenlerdenim…

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here