“Beni bu havalar mahvetti” demiş ya şair yalan değil. Havalar az birazj ısındı mı canım hiç evde durmak istemiyor bıraksalar ormanlarda yatacağım herhalde.. şu sıralar içimde bir bahçeli ev özlemi aldı başını gidiyor. hakkımızda hayır ise bir gün, yakın bir gün böyle evlerde de oturmak nasip olsun inşaAllah.

Evimiz metrekare olarak küçükte olsa yeter ki bahçemiz büyük olsun. Her mevsime özel, o mevsimin ilk müjdesini veren ağaçlardan ekebilelim bahçelerimize. Osmanlı’nın sembolü çınar, meşe, ceviz de olsun bahçemizde. Dallarına sallancaklar kuralım, alabildiğine özgür.. ve tabii meyve ağaçları ekelim bol bol.. dut, kiraz, elma, kayısı, yenidünya ve daha neler neler.. güzel yeşil ve mis kokan çiçekler, sarmaşıklar ile donanmış bir bahçe içinde sevimli güzel bir ev.. bahçesinde çocuklar, kuşlar, komşular..

Dünyalık adına hemen hemen herkesin hayalini süslüyor bu ev hayalleri. Ancak değişmeyen bir hakikat var bildiğimiz.. Fiziksel bir evin şartlarından daha önemlisi evin içinde yaşananlar. Rabb-ı Rahim herkesin evini, huzurlu, mutlu eylesin. küçük mutlulukları görmemizi, hiçbirini atlamadan şükrümüzü arttırmamızı nasip etsin cümlemize..

Hani bir banka reklamı vardı hatırlar mısınız? Adamın biri evinde çok mutlu ve paylaşımlı geçen saatlerin ardından kameraya yaklaşıp şu müthiş tespiti haykırıyordu adeta “evdeki huzur, zenginlik budur!” gerçekten de öyle değil mi? bazen gıpta ile baktığım evler görüyorum çevremde ama içlerinde bin bir sıkıntı, bin bir kahır ve dert olabiliyor. yada evi minicik ve çok mütevazi bir ailenin yuvasında sağlık, neşe ve huzur her daim yaşanıyor.. ev muhabbetlerini düşününce nedense aklıma hep HZ. Hatice annemiz geliyor. O öyle bir rol model ki keşke bizler kendi dairemizde onun tırnağı kadar olabilsek..

Hatice annemiz, bir eş, bir sırdaş, bir anne, huzur dolu bir saadet dairesi, teskin edici, rahatlatıcı bir ev.. vefakar, cefakar, iman dolu, tevekkül dolu, aşk dolu, muhabbet dolu, sevgi, saygı, iyilik dolu… varlıkta, yoklukta, darlıkta, hastalıkta, sağlıkta, eşi titrerken hep örten, saran himaye eden, yatıştıran..

Bunları düşününce bir evi ev yapan gerçekten kadındır diyorum. Acaba bir kadın olarak ne kadar şükür, vefa ve ferahlık doluyum diye sorgulamadan edemiyorum. Ev ve evlilik noktasında kadınların Hz.HAtice olmaya, erkeklerin ise PEygamber ahlakı ile ahlaklanabilmek için gayret içinde olmaya çok ihtiyaçları var diye düşünüyorum.

O Nebi’ki eşlerinden hiç birşey istememiş hatta bir bardak su bile. Ayakkabılarını tamir etmekten, hayvanların sağılmasına kadar birçok işte bizzat bulunmuş o mübarek varlığı ile. Oysa günümüzde erkekler hayatlarına dair herşeyi istinasız kadınlardan bekler oldular. içecekleri bir bardak suyu, yiyecekleri meyveyi, giyecekleri giysiyi bile.. O Nebi ki, ev işlerinde eşlerine yardım etmiş. Kendi söküğünü dahi kendi dikmiş. Oysa şimdi kadınlar bile yapamıyorlar böyle işleri..

ya kadınlar? Onlarda da karşı tarafının bu denli yüksek beklenti içinde olmasının verdiği stres midir bilinmez.. tam bir stres ve sinir yumağına dönüştüler. ne çocuklarına, ne evlerine, ne eşlerine tahammülleri kalmadı. Kadınların genelinde de durmaksızın bir şikayet, bir tatminsizlik aldı başını gidiyor.

Bir ev ki, oraya giren herkes huzur bulmalı. Bir ev ki, eşler birbirinin örtüsü, sırdaşı, yoldaşı, arkadaşı, ferahlatıcısı olabilmeli.. kimi zaman peygamber Efendimiz Hz. Aişe validemizin odasına girip elini tutar ve :

– Konuş ya Aişe ferahlayalım dermiş. Şimdi ise tam zıddıyla bir durum söz konusu..

– Ya Hu Hanım bir sus da kafamızı dinleyelim..

Anneciğimin bir tespiti var, der ki : “yemeklerde dahi eski lezzet kalmadı yavrum. Eskiden kadınlar şükür ve tevekkül ile karıştırırlardı çorbalarını. Şimdi kadınlar öfkeyle yapıyorlar işlerini. Hiddetle vuruyorlar kaşığı tencereye, hiddetle bağırıyorlar çevrelerine bu hal yemeğe de sirayet ediyor hali ile. Ne bet ne bereket kaldı şimdilerde..”

En başta çizdiğimiz güzel ev tablosunu kendi küçük dünyamızda, kendi özel dairemiz içinde gerçekleştirmek hiç de zor değil aslında. Bahçemiz olmadığı için ekemediğimiz ağaç özlemini evimize yerleştireceğimiz küçük bitkiler ile sağlayabiliriz. Yine kuş seslerinin huzur veren nağmeleri yerine biz kendimiz, sadece ya huzur vereceklerden bahsetmeliyiz yada susmasını öğrenmeliyiz..

İşte ancak o zaman herkesin gerçek manada kendi evi olacak diye düşünüyorum.

Not: Oznur Hanim’in farkli konulardaki tum kose yazilarina www.karakalem.net uzerinden de erisebilirsiniz

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here