MEZAR TAŞLARI DA KONUŞUR!

“Hayat, beklemenin bir diğer adı, ölüm’ün yaşam kelimesinde gizli olması gibi,

Ölüme nikâhlı doğan bizler;

zorunlu bir bekleyişte buluruz kendimizi “ömür” denen durakta…”

Modern dünya ölümden kaçışı öğütler, ölümü unutmayı, akla getirmemeyi fısıldar kulaklarımıza; lakin her nefsin ölümü tadacağı bir hakikat… Ne olursan ol, mutlaka geleceğin tek kapı yine bir nefes uzakta… Var ile yok arasında… Senden geriye kalan, mezar taşına nakşedilen birkaç kelime, ismin…

Her toplumda mezar ve mevta ayrı bir öneme sahip olup, farklı yöntem ve şekillerle hatırası yaşatılması açısından özel bir kabir düzeni ile korunur. Son dileği, hayat felsefesi, kendini anlatan bir aforizma, bir şiir bazen bir kuru isim ile anılır mezar taşında… “Fakat hiçbiri ona bizde aldığı ehlî yüzü vermemiş, onun korkunç realitesini, bizim kadar yumuşatamamıştır.”[i] 18. Yüzyıl Osmanlısın da, mezar taşlarına nakşedilen tek çizgi, sadece bir isimden ibaret değildir. Tanpınar’ın dediği gibi;

“evet, tek bir isim, ancak milyonlarla ölçülen bir mesafeden bize ışıkları göndermekte devam eden sönmüş bir yıldız gibi, ölümün uzaklığından bir ömrün hatırasını tazeler, içindeki ölüden ziyade ölüm için yapılmış olan bu küçük fakat muhayyileye hitap etmesini bilen abide, eski Türk şehirlerinin ortasında yaşanan zamanla ebediyet arasında aşılması çok kolay bir köprü gibi âdeta üçüncü bir zaman teşkil ederdi. Ölüler bu basit ikametgâhlarından sokağın bütün hayatına şahit olurlardı. Zaten ramazan, bayram, kandil, büyük zaferler, sevinç ve kederlerimiz, hepsini onlarla paylaşırdık.”[ii]

Kabir alemine geçiş yapmış canların hikayelerini anlattıkları mezar taşları, tarih boyu dilden dile anlatılmış hikayeleri ve hayatları barındırır bazen. Tarihin sessiz şahitleri kadınlar da seslerini kendilerinden arda kalan tek iz olan mezar taşlarıyla duyurur bugünün insanına…

Mezar taşlarındaki buketler, çiçekler, gerdanlık, broş ve küpeler güzellikleri zarafetleri letafetlerini yansıtır bu kadınların… Ayak taşına işlenen kırılmış bir gül goncası baki dünyaya genç yaşta göç eden bir genç kızın, servi ağacı naciz bedeninin doğum sancısına dayanamayıp Rabbine kavuşan anne ve doğurduğu evladı, gül motifi ömrümü tarikatta geçiren bir kadının hikâyesini nakleder bize.

Bazı kadınlar, mezar taşlarına nakşedilen manzumelerle dünyanın faniliğini hatırlatarak nasihat etmektedir bizlere. 1865 yılında Rabbine kavuşan Şerife Havva Hanım, mezar taşında yazılan;

“El çekip bil cümleden eyledim bekaya rıhlet

Terk edip geriye malı, mülkü, devleti

Kim gelip kabrimi ziyaret eyleyen ihvanımız

Okusunlar ruhum için “Kul Hüvallah” ayeti”[iii]

manzumesi ile ne kadar zengin olursan ol malın, mülkün, devletin geride kaldığını herkesin ebedi aleme göç ettiği hatırlatır biz fakirlere… 1809 tarihinde ebedi aleme göç eden Ümmügülsüm Hanım Sultan ise mezar taşına nakşedilen;

 

Olacak ferman-ı Hakk ister icabet da’vete

Emrine muti olan cümle ereler izzete

Azm idüb gitti beka mülküne bir merd-i sehi

El-çeküp fani cihanda irdi kurb-i rahmete

Sağlığında ruz-ı şeb ikran ederdi aleme

Hanesinde nice kimseler el sürdü nan-ü ni’mete[iv]

 

manzumesi ise Allah’ın emrine itaat ettiğin takdir kıymetinin artacağını, sözünün eri, gece gündüz herkese ikram eden bir insan olsan dahi ölümün hakikat olduğunu ebedi aleme geçeceğini söyler aciz kullara…

Ecdad ölümü dahi yumuşatıp estetik ve zarafetle harmanlayıp bir miras bırakmış bizlere… Hüve’l Baki ile başlayan mezar taşlarına nakış nakış işlemiştir hikayeleri, nasihatleri… Çeşitli motiflerle, çiçeklerle süsleyip kabri cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirmiştir adeta…[v]

Evet, mezar taşlarıda konuşur dilini bilene, gönül gözüyle bakabilene… ve serin bir kalb ile niyaz eder;

“Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun”

 


[i] Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, 104.

[ii] A.g.e, 104.

[iii] Nidayi Sevim, Osmanlı Mezar Taşlarında Manzum Metinler, (İstanbul: Kitap Dostu Yayınları, 2012), 50.

[iv] Mehmet Nermi Haskan, “Eyüp Sultan Tarihi,” c.II, (2009), in Nidayi Sevim, Osmanlı Mezar Taşlarında Manzum Metinler, (İstanbul: Kitap Dostu Yayınları, 2012), 75.

[v] “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmızi, Kıyamet, 26)

 

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here