Moskova… Kışı soğuk, tarihi köklü şehir…

(Aziz Vasil Katedrali)

   Bir şehre gitmek; aslında o şehrin ruhunu ve tarihini yaşamak demek. İnsanlarının yüzlerine yansıyan hikayeleri keşfetmek demek…

Benim için her seyahat bambaşka fikirlere gebe. Bu sebeptendir ki, Rus edebiyatına, tarihine ve dahi önemli beldelerine göz gezdirdim gitmeden önce. Meğer edebi anlamda ne çok sevdiğim yazarların şehrine gidiyormuşum ben. Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski, Gogol, Çehov ve diğerleri… Ne çok isim, ne çok edebi eser. Sanat ve siyasete dair de pek çok kişiyi Moskova ruhunda bir kere daha tanıma fırsatı buldum. Hakeza Lenin ve Stalin’i de. Komünizm rejiminin tezahürlerini, şehrin her yerinde görmek mümkün. Çünkü değişmeyen izler var bu şehrin ruhunda..

Büyüleyici Atmosferleri ile: Tarihi Metro İstasyonları

Moskova’da en meşhur şeylerden biri de;  Stalin tarafından 1931’de yapılmış Moskova metrosu. 182 tane istasyon durağı ve her birerinde ayrı bir hikaye ayrı bir mana. Metro tam bir mimari eser. İhtişamlı. Ve tarihten izleri hatırlatıcı nitelikte. Mimari açıdan hayran kalmakla beraber, geçmişin tezahürlerini unutmama adına verilen bir sürü imgesel mesajlar var metrolarında. Orak ile çekiç her yerde. Yıldız simgesi hakeza öyle. Öte yandan beni bu 182 istasyon arasında en çok etkileyenlerden biri şüphesiz; Kievskaya metro durağı. Her bölmesinde ayrı bir resim. Kâh bir işçinin hayatı resmedilmiş. Kâh bir doktor, bir mühendis yahut dans eden mutlu insanlar. Uzun süre baktım bu resme Kievskaya metro durağında.

 

Bu şehirde en çok insanları gözlemlemek hoşuma gitti. Metrolardaki yaşlı teyzeler, yılların yorgunluğunu yüzlerinde ve ifadelerinde taşıyor gibiydiler. Bir yaşlı teyze beni çok şaşırttı çünkü elinde telefonuyla hala yayında olan bir Türk dizisini izliyor ve tebessüm ediyordu. Bu manzara bana da ister istemez  tebessüm ettirdi. Dışarıda küçük kız çocuklarının ponponlu şapkaları, kürklü bayanlar, ve hemen hemen her yerde tablo satan insanlar. Resim ve sanat bu şehirde çok önemli bir konumda. Gezdiğimiz galerilerdeki önemli isimlerin yanı sıra sokaklarda birçok insanın tablo satması beni şaşırtırken, doğrusu memnun da etti.

Sanat Kokan Şehir

Moskova gezimizde bana en çok haz veren yer; Tretyakov Devlet Galerisi idi. Tretyakov Devlet Galerisi – 1856 yılında Moskova’da tüccar Pavel Tretyakov tarafından kurulan sanat müzesi. Tarihi açıdan da önem arz eden bu yer, pek çok ünlü ressamın eserlerine ev sahipliği yapmış. Pavel Tretyakov, 1850’lerin ortalarından itibaren kendi koleksiyonu için yapıtlar toplamaya başlamış. Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’na girmesiyle birlikte, diğer Sovyet müzeleri olduğu gibi Tretyakov Devlet Galerisi de olası bir boşaltma işlemi için hazırlanmış. 1941 yazının ortasında 17 vagonluk bir tren katarı, müzenin eserlerini Moskova’dan Novosibirsk’e nakledilmiş. Eserlere verilen önemin en büyük kanıtı olarak görüyorum bu olayı. Müze, Sovyet Birliklerinin Berlin’e girişinin üzerinde bir hafta geçmeden 3 Haziran 1918’de Devrim hükümeti tarafından galerinin Rusya Federatif Sovyet Cumhuriyeti’nin Mülkü olduğu ilan edilmiş ve bugünkü adını almış. Müzede yaklaşık 250 sanatçının 130.000 eseri sergileniyor. Bu sanatçıların en bilinenleri arasında Andrey Rublev, İvan Ayvazovski, Viktor Vasnetsov ve İlya Repin, Kazimir Maleviç sayılabilir. Galeriyi gezerken aldığım notlarda görüyorum ki, sosyo-kültürel yapıyı sanata yansıtmak, en bilinir işleri bu isimlerin ve her bir ismin aynı konuları kendine has uslubu ile yansıtması sanat anlamında oldukça tatmin edici, gözlerden kaçmayan bir incelik. Beni etkileyen ise, Sultan Abdülaziz’in Dolmabahçe için sipariş ettirdiği tabloları hazırlayan İvan Ayvazovski. İstanbul’a yaptığı ziyaretlerden sebeptir ki, Kız Kulesi’nin ve bir çok İstanbul manzarasının resimlerini yapmış. Ordu için çalıştığı zamanlarda da muhteşem deniz resimleri ortaya koyan Ayvazovski gerçek bir ressam.

Ünlü Kızıl Meydan 

Moskova’nın en nadide caddelerinden biri de ; Arbat Caddesi. Burada envai çeşit matruşkalar ve hediyelik eşya dükkanları var. Kış mevsiminde gittiğimizden dolayı sanırım cadde de boylu boyunca semaverler vardı. Ayrıca Noel’e az kaldığı için hazırlıklar hızla devam ediyordu. Yeni yıla dair pek çok renkli ve ışıklı süslemelerle karşılaştık.

 

Ve bizleri etkileyen asıl yer tabi ki, Kızıl Meydan. Burası tarihsel açıdan da pek çok önemli ana şahitlik etmiş. Kızıl Meydan’da Kremlin Sarayı, kilise ve çok eski bir alış veriş merkezi olan Gum bulunmakta.

Gum Alışveriş Merkezi

 

Buralar tamamen tarihi ve sanatsal mekanlar. Kremlin Sarayı içerisindeki eski eşyalar, at arabaları, altından kullanılan eşyalar, gümüşten bardaklar, çanaklar ve daha neler neler var bu sarayda. Belli bir dönemin burjuvazisinin hakiki anlamda ne denli lüks yaşadığını gözler önüne seriyordu bu saraydaki eşyalar. İnsanlar hayranlıkla seyrederken ben durdum ve düşündüm. Bunca ihtişamın ardındaki insanlar nasıl yaşıyordu? Belki de sınıf çatışmasının olağan halini bu şekilde görmüş oldum.

Moskova’daki bunca güzel mekanın yanında aslında oralardaki manalar ve tarihin izdüşümleri etkilemişti beni. Sessiz duvarların konuşmaları, resimler, hikayeler vs.. Ve bu soğuk şehirden ayrılırken soğukluk bir yana sanki tarihi çekmiştim içime nefes diye. Derinden, tozlu ve soğuk bir tarih ile… Elveda Moskova.

Not: Fotoğrafların bir kısmı bana ait. Diğerleri arama motorundan.

Paylaş
Önceki İçerikFROYO ÇILGINLIĞI! – FROZEN YOGHURT TARİFLERİ
Sonraki İçerikKahve Demleme Ekipmanları
mm
Adım Sevde , 1990 Aralık ayında İzmir’de doğdum. İlk, orta ve lise öğretimimi İzmir’de tamamladıktan sonra Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünde tamamlandım. Lise ve üniversite hayatımda küçük dergilerde ve kendi bloğumda yazılar paylaştım. Daha sonra özel bir hastanede yabancı hasta biriminde kısa süreli çalıştım. Ardından kendimi ‘’Yaşam koçluğu ve bireysel farkındalık’’ alanında eğitim alırken buldum. Bunun öncesinde yazarlık, medya ve liderlik konularına dair eğitimler aldım. Sosyolojiyi gazeteci olmak için okuyan ben, kısa süreli bir stajın ardından o işin bana uygun olmadığını anladım. Anlayacağınız üzere, yazmaktan , okumaktan, çizmekten ve tasarımdan inanılmaz keyif alıyorum. Tezhibe, ve görsel sanatlara da apayrı bir ilgim var. Ayrıca bir Halil Cibran ve Cemil Meriç hayranı olmanın yanında şairlik hususunda Ahmed Arif sevenlerdenim…

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here