Vintage ve Retro Üzerine

Benim de kendimi bulduğum ve ilham aldığım bir konuya değinmek istiyorum bugün. Samimi ve bir o kadar da keyifli… Şimdi sormak istiyorum sevgili dostlar, hangimiz anneannemizin naftalin kokulu evini sevmedik ki? Ya da dönem filmlerini izlerken kendimizi bambaşka bir dünyada hissetmedik, öyle değil mi?

Gelin hep beraber maziye bir dalalım… Ve mazinin güzelliklerini modern bir bakış açısıyla ele alalım… Hele ki mazi kalbimizde bir yara değil de sevda ise…

 

Son zamanlarda adını pek çok duyduğumuz ‘’Vintage’’ terimi sözlük anlamıyla ‘’bağ bozumu’’ anlamına gelse de, moda alanında geçmiş döneme ait tek ve özel parçalara ya da koleksiyonlara verilen isim. 40’lardan 80’lere kadar geçen dönem en trend ve merak uyandıran vintage ürünler listesinde yer alıyor. Yeni tasarımcıların da ilham aldığı geniş bir kaynak vintage dünyası… Ve ikinci elden onu ayıran en önemli hususta, döneminde üretilmiş ve günümüzden en az 20 yıl kadar eski olması. Her ikinci el elbette ki eski olmuyor, mesela yeni aldığınız bir ürünü satmak istedikten sonra ikinci el olarak satabiliyorsunuz. Bu yüzden ikinci el ile vintage kavramını kesinlikle ayırt etmek gerekiyor. Aynı zamanda her eski görünümlü parça vintage kapsamına girmemektedir. Özel bir tasarımcının ya da dönemin ürünü olmalıdır. Mesela, Christian Dior’un 1940’lardaki New Look’u, Pucci’nin 1960’lardaki baskıları, YSL’nin 1980’lerdeki takımları gibi…

Öte yandan retro kavramı da aynı şekilde karıştırılıyor. Retro, eski ürünlerden ve tasarımlardan ilham alınarak günümüzde üretilen ürünlere verilen ad. Günümüz tasarımcılarının oldukça ilham aldığı bir konu Retro. Gömleklerden eteklere, ayakkabılardan aksesuarlara, mobilyalardan mekan düzenlemelerinde kullanılan objelere kadar pek çok konuda ‘’Retro’’dan esinlenilmekte… Hal böyle olunca eskiyi sevenler, ve eşyanın ruhuna inananların daha çok meylettiği bir dünya ortaya çıkıyor. Antika dediğimiz 100 seneyi aşan ürünlerin yanı sıra, vintage ürünlerin bulunması daha olanaklı. Newyork’ta, Paris’te ve Londra’da pek çok önemli markanın ürünlerinin de bulunduğu vintage dükkanları bulunuyor… Hakeza Türkiye’de de pek çok butik açılmaya devam ediyor. O kadar uzağa gitmeyelim derseniz de; teyzenizin, halanızın, anneannenizin hatta annenizin bile sakladığı eski kıyafetlerine, eşyalarına bakarsanız aslında vintage ürünlerinin hayatımızda hala var olduğunu görebilirsiniz..

  İnsanlarımızın artık prototipten çıkıp, daha özgün ve farklı olma arayışında olduğu zamanlardayız. Bu nedenle vintage ürünler çok daha değerli geliyor pek çoğumuza. Amerika’da Oscar ödüllerinde bile artık vintage Valentino, vintage YSL giyilmekte. Farklılık arayışı kimlikleri daha özel kılıyor. Ve tasarımcılar da bunun farkında… Bu farklılık aynı zamanda insanlara elegant bir görünüm de kazandırıyor. Dönemleri ve ayrıntılı tasarımları yazacağım yazılarda bunu daha net göreceğiz.

Günümüz moda ve trendlerine baktığımızda Gucci’nin kendi öz yapısından esinlenerek yenilikler ortaya koyduğunu görüyoruz. Retro tasarımların mantığında da hep bu sevda var. Yeni akımların oluşmaması da tasarımcıları eskiye yönlendiren bir diğer husus.

Peki pahalı markaların ve tasarımların dışında vintage ve retro hayatımızın neresinde olabilir? Kendimiz de bir jean üzerine giyeceğimiz vintage bir blüzle yada vintage bir çantayla aynı havayı yakalayabiliriz. Dikkat edilmesi gereken şey; o dönemden çıkmış gibi değil de, o dönemin güzelliklerini üzerimizde taşıyacak şekilde kullanmamız. Bugün pek çok butik açıldı vintage ürünlerin satıldığı. Pek çok mobilya, ev aksesuarları, kıyafetler ve makyaj malzemelerine kadar retro ışığı yansımakta hemen her sektöre. Bu talebin de olduğunun göstergesi aynı zamanda… Bunlarla da hayatımızı renklendirebiliriz.  O halde vintage sevenlere ve meraklılarına sesleniyorum, gelin hep beraber geçmişin güzelliklerini modernize edilmiş bir şekilde hayatımıza işleyelim. Yahut var olan vintage ürünlerimizin kıymetini bilelim, doğru şekillerde kombinleyelim, kullanalım, değerlendirelim. Pek çoğumuzun hoşuna giden şeyler illaki vardır geçmişte ve olacaktır gelecekte..

  Ve şu bir gerçek ki retro esintili kafelerde, duvarda yeşilçam posterleri varken, arka fonda plakta Ajda Pekkan’ın eskileri çalarken okuyabileceğiniz ve kendinize uyarlayabileceğiniz vintage ürünlerin tanıtıldığı bir yazı dizisi hepimize iyi gelecektir… Çünkü mazi kalbimde bir yara değil sevda… Sizin de öyleyse, vintage yazılarıma beklerim…

Neşeli ve keyifli kalın… Muhabbetle.

Paylaş
Önceki İçerikEn Çocuksu İbadet: BAYRAM
Sonraki İçerikMucizelere İnanır Mısınız?
mm
Adım Sevde , 1990 Aralık ayında İzmir’de doğdum. İlk, orta ve lise öğretimimi İzmir’de tamamladıktan sonra Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünde tamamlandım. Lise ve üniversite hayatımda küçük dergilerde ve kendi bloğumda yazılar paylaştım. Daha sonra özel bir hastanede yabancı hasta biriminde kısa süreli çalıştım. Ardından kendimi ‘’Yaşam koçluğu ve bireysel farkındalık’’ alanında eğitim alırken buldum. Bunun öncesinde yazarlık, medya ve liderlik konularına dair eğitimler aldım. Sosyolojiyi gazeteci olmak için okuyan ben, kısa süreli bir stajın ardından o işin bana uygun olmadığını anladım. Anlayacağınız üzere, yazmaktan , okumaktan, çizmekten ve tasarımdan inanılmaz keyif alıyorum. Tezhibe, ve görsel sanatlara da apayrı bir ilgim var. Ayrıca bir Halil Cibran ve Cemil Meriç hayranı olmanın yanında şairlik hususunda Ahmed Arif sevenlerdenim…

Cevap ver

Please enter your comment!
Please enter your name here